- FED’İN DOLARI DÜŞÜRME KARAR SANAYİCİYİ HEYECANLANDIRDI
- ASİAD ANKARA ŞUBE BAŞKANI SERHAT ESEN, TÜRKİYE’NİN İHRACATA DAYALI BÜYÜMESİNİN SAĞLANMASI İÇİN ABD GİBİ PARA BASMASI GEREKTİĞİNİ SÖYLEDİ
ESEN: "USD KURU 1.65 VE EURO KURUNUN 1.95 OLDUĞU EKONOMİK DÜZEN, TÜRKİYE’Yİ İHRACAT ANLAMINDA PATLAMA NOKTASINA GETİRECEKTİR.”

ANKARA - Amerika Merkez Bankası(FED) Haziran 2011’e kadar ilk planda 600 milyar dolar basarak parasının değerini düşürmesi ve ithalata dayalı büyüme yerine ihracatını ve kendi reel ekonomi içersindeki canlılığını büyüterek kısa vadeli borçlarını kapatıp, uzun vadeli devlet tahvili almaya karar vermesi, yerli sanayiciyi heyecanlandırdı.
Avrasya Sanayici ve İş Adamları Derneği Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serhat Esen yaptığı açıklamada, Türkiye’nin de ihracata dayalı büyümesinin sağlanması için ABD gibi para basması gerektiğini söyledi. Esen, ‘’ USD kuru 1.65 ve Euro kuru 1.95 ve euro usd çapraz kurunun 1.20 olduğu ekonomik düzen, Türkiye’yi ihracat anlamında patlama noktasına getirecektir. Türkiye’nin sanayisi gelişmektedir. Kalite anlamında ülkelerin ihtiyacını karşılayabilecek alt yapıya sahiptir. Teknolojik knowhow getirebilen yabancı yatırımcıları cezp edecek bedava arazi tahsisleri ve diğer avantajlarla artık Türkiye ekonomisinin önü açılmalıdır’’ diye konuştu.
TÜRKİYE OYUNA DÜŞMEMELİDİR
FED’in uygulamasını, Avrupa Merkez Bankası, Japonya Merkez Bankası ve İngiltere Merkez Bankası’nın da para basarak takip ederek aynı yolu izleyeceğini ifade eden Esen, şöyle devam etti:
“Türkiye bu oyuna düşmemelidir. Dolar, arz arttığından dolayı düşmektedir. Tahmini dolar euro paritesi 1.45, Türk lirası dolar kurunda ise 1.35 seviyeleri öngörülmektedir.
Türkiye ihracatının %52 sini Avrupa ülkelerine EURO bölgesine yapmaktadır. Şu an Euro’nun değerli olması ilk planda üreticimize avantajlı gözükebilir, ancak Avrupa Ülkeleri bir borç batağındadır. Mal ve hizmet taleplerinin önü kesildiğinde Türkiye yeterli ihracatını bu bölgelere yapamayacaktır.
Türkiye’nin ithalata dayalı büyümesi Amerika’da olduğu gibi cari açığını büyütmektedir. Türkiye bu açığını özelleştirmeler ve dolaylı vergiler ile kapatmaya çalışmakta ama ne zamana kadar bu döngü devam edecektir bilinmemektedir. En son yapılan, krediler üzerinden alınacak KKDF artışının %10 dan %15’e çıkarılması 9 milyon kredi kullanıcısını sahipsiz bırakmaktadır. Çalışanlarımıza ve emeklilerimize yapılan zamlar bu yöntemle geri tahsil edilmektedir. Türkiye ekonomisi ithalata dayalı büyümeden ihracata dayalı büyemeye geçmek durumundadır.
Türkiye ihracat anlamında yönünü süratle batıdan doğuya çevirmek durumundadır. Bunu yaparken de orta doğu ve orta asya ülkelerine yapacağı ihracatını ve pazar paylarını o ülkelerin artan gayri safi milli hasılalarını gözönünde bulundururak ve ülkemize kazandırarak yapmak durumundadır. GSMH’sı artan ülkelere yapılacak ihracatlarda bizden alımlar USD bazda olduğundan yapılan sözleşmeler ve beraberinde ara girdi malları alımı Usd bazda olmalıdır ki kur farklarından etkileşim daha az olarak yönetilebilmelidir.
Bu nedenle, USD bazda alım yapan, Azerbaycan, Kazakistan, Irak, İran, Suriye, Libya, Katar, Rusya, Çin, Bangladeş, Hindistan, Endonezya ve Brezilya ile Meksika ülkeleri yönümüz olmalıdır. Bu ülkelere ihracat yapan Türk firmaları Usd kurunun 1.35 seviyesinde olması ve Türk parasının değerlenmesi ile zarar etmekte ve mal satamamaktadırlar.
Bu ülkelerle yapılacak anlaşmalar hükümetler seviyesinde masaya yatırılmalı ülkemiz sanayici ve iş adamlarının önü açılmalı ve ülkemizde istihdama yönelik sanayi yatırımlarının mevcut teşvikleri daha iyileştirerek yabancı sermaye bu anlamda Türkiye’ye çekilmelidir.
Bu bağlamda FED’in aldığı kararlarının derhal bir benzeri Türkiye’de alınarak Türk parası devalüe edilerek eşit oranda Türkiye Merkez Bankası’nın da para basımına geçilerek açıklar kapanmalı hatta bu ülkelerle ticari ilişkiler kendi para birimleri ile yapılması konusunda ikili anlaşmalar yönüne gidilmelidir.’’





