ASİAD – Avrasya Sanayici ve İşadamları Derneği Kocaeli Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı S. Arif AKİFOĞLU, 29.12.2010 tarihinde Baltürk Otel'de düzenlenen ve ASİAD Kocaeli Şubesi Yönetim Kurulu Üyelerinin de katıldığı kahvaltılı basın toplantısında 2010 yılını değerlendirdi ve işadamlarının 2011 yılından beklentilerini açıkladı:
Üretim – İşsizlik ve Büyüme Oranları
2008 yılında tüm dünyayı etkileyen ve 1929 ekonomik buhranından daha büyük olarak kabul edilen küresel krizin etkileri Türkiye’yi de önemli ölçüde sarsmıştır. Ancak gelinen noktada hâlâ önemli sıkıntılar olmasına karşın, krizin etkilerini birçok ülkeye oranla daha çabuk atlatan ülkelerden biri durumunda olan Türkiye, 2010 yılının ilk üççeyreğinde yüzde 8,9 büyüyerek pek çok gelişmiş ülke ekonomisini geride bırakmıştır. Ancak bu büyüme üretime dayalı değil, ithalata dayalı bir yapıya sahiptir.
2002 - 2007 yılları arasında ortalama yüzde 6,7 büyüyen, 2008’de 0,7 gibi düşük bir oranda büyüdükten sonra 2009'da maalesef yüzde 4,7 gerileyen Türkiye, 2010'da görünen odur ki, % 7 - 8 civarında bir büyüme ile Avrupa’nın en hızlı büyüyen ülkesi olacaktır. Başlangıçta hedeflenen büyümenin yüzde 3,5 olduğu dikkate alındığında, gelinen nokta hedefin çok üzerindedir. Hükümetin orta vadeli programa göre 2011 büyüme hedefi %4,5 olmasına karşın, ASİAD’ın beklentisi % 3 civarındadır. Tabi ki bu oranlarda büyüme Türkiye için yeterli değildir. Türkiye ekonomik ve sosyal sorunlarını çözebilmek için uzun yıllar peş peşe yüksek büyüme oranlarını yakalamak zorundadır. Ancak bu sayede istihdam ve özellikle gençlerin istihdamı konusunda tatminkâr sonuçlar elde edilebilecektir.
Sanayi üretimi ve büyümedeki olumlu gidişin yanı sıra işsizlikte kaydedilen bir miktar iyileşme 2010 yılı ekonomi hanesine olumlu puanlar olarak kaydedilirken, doğrudan yatırımın önceki yıla göre azalması, yatırım harcamalarındaki artışın geçen yıldaki küçülmenin gerisinde kalması, ekonomideki canlanma ve kurdaki düşüşe paralel olarak ithalatın, ihracattan daha hızlı artması 2010 yılının yatırımlar açısından olumsuz noktalardır.
2009'da krizin etkisiyle yüzde 15,5'e ulaşan işsizlik verisi son gelen Eylül ayı verisine göre 11,3 seviyelerine gerileyerek kriz öncesi seviyelere yaklaşmıştır. Ancak bu oranın üç yıl içinde kesinlikle yüzde 8’ler seviyesine indirilmesi gerekmektedir. Ekonomik kriz süreci ve sonrasında işsizlik tüm dünyanın ve Türkiye’nin en önemli temel sorunu olmaya devam edecektir. İstihdamın ve üretimin arttırılması konusu Türkiye’nin 2011’de en büyük hedefi olmalıdır.
Uluslararası Yatırım ve Cari Açık
Büyümenin beraberinde getirdiği enerji ihtiyacı cari açığı da maalesef 40 milyar dolar sınırına getirmiştir. İthalatla büyümenin bir sonucu olarak 2011’de yaklaşık 60 milyar dolar civarında olacak cari açık için tedbir alınması gerekmektedir. Ancak 700 milyar dolarlık GSYH dikkate alındığında bu rakamın çok ürkütücü olmadığını düşünmekteyiz. Bununla beraber enerji açığının önümüzdeki yıllarda tasarruf ve üretimlerle aşağı çekilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde sürdürülebilir büyümenin tehlikeye gireceği açıktır. Avrupa’daki borç sorununun kontrol altına alınamaması ve ABD’deki büyüme hızının ciddi düşüş göstermesi durumunda küresel finansman sistemin tekrar sekteye uğraması ve bunun bize olası yansımaları en önemli risktir.
Cari açığın düşürülmesinde doğrudan uluslararası yatırımlar önemlidir. 2008 - 2009 yıllarında ülkemize uluslararası doğrudan yatırım girişlerindeki düşüş küresel ortalamanın üzerinde seyretmiştir. Bu yıl 2009’un da altında kalacak gibi görünmektedir. 2011 içinse büyük miktarlı anlaşmalar gerçekleşmediği takdirde güçlü bir toparlanma beklememekteyiz. Ayrıca ülkemize gelen uluslararası yatırımcıların bazı sorunlarla karşılaşmaması için Hükümet’in bilinen, büyük Sivil Toplum Kuruluşları ile irtibatta olması gerektiğini düşünüyoruz.
Bütçe Açığı
Cari açıktaki büyümeye rağmen ilk 10 aydaki bütçe açığı performansı olumludur. 23,5 milyar TL’lik açık geçen yıla göre yüzde 49,3’lük bir azalmayı ifade ediyor ki, şu an başta Yunanistan, İrlanda olmak üzere bu açık GSYH’ lar dikkate alındığında oldukça düşük bir seviyeyi göstermektedir.
Enflasyon ve Gösterge Faizler
Merkez Bankası’nın 2010 yılında izlediği parasal politikaları başarılı buluyoruz. Krizin başlangıcında faizler konusunda biraz muhafazakâr kalan Merkez Bankası, 2009 yılından itibaren krizi iyi okuyarak faiz indirimlerinde doğru kararlar vermiştir. Türkiye’nin düşük faiz ortamını devam ettirme şansı olduğunu ve uzun zamandır devam eden yüksek faiz, yüksek enflasyon lobisinin, yerini düşük faiz, düşük enflasyon lobisine bıraktığını gözlemliyoruz. Yılsonu enflasyon hedefi olan % 7,5 yakalanacak gibi görünmektedir. ASİAD’ın 2011 yılı enflasyon beklentisi % 7 civarındadır.
Kredi Derecelendirme Kuruluşları
Dünyanın birçok yerinde özellikle Avrupa'da kredi notları bir bir düşürülürken, Türkiye'nin kredi notunun yükseltilmesi oldukça önemlidir. Ancak notumuzun halen yatırım yapılabilir ülke kategorisinin altında olması kabul edilemez. Hükümet’in 2011 genel seçimlerine kadar notun arttırılması için Mali Kural'ın meclisten geçirilmesi dâhil bazı yeni önlemler alması gerekmektedir.
Sıcak Para Girişi
2010 yılında gerçekleşen sıcak para girişi ve bununla ilgili belirsizlikler Merkez Bankası ve Hükümeti bazı önlemleri almaya itebilir ancak bu önlemler ürkütmeden, ülkeye giren parayı istikrarlı ve kalıcı olmaya teşvik etme yönünde olmalıdır.
Yeni Ticaret Merkezleri ve Avrupa Birliği
ASİAD’ın en önemli önceliklerinden biri olan Türkiye'nin Avrasya – Afrika – Ortadoğu’da yeni pazarlar bulmasının teşvik edilmesi yolunda çok önemli bir noktada olduğu söylenebilir. Türkiye, enerji hatlarıyla bölgede çok önemli bir rol oynayacaktır. Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini desteklemekteyiz. AB yaşadığı krizi iki - üç yıl içinde çözebilir. Ancak Türkiye'ye her zamankinden fazla ihtiyacı vardır.
Seçim Sürecinde Dikkatli Davranılmalı
2011 seçim yılıdır. Ancak 7 aylık sürede gerek iktidar partisinin, gerekse muhalefetin seçimler öncesinde gereksiz gündem maddeleriyle zamanı heba etmeden, daha demokratik ve daha proaktif bir şekilde çalışmalarını istiyoruz. Seçim dönemleri son yıllarda azalan bir eğilimle de olsa oldukça gergin ve yıkıcı olabiliyor. Kredi not artışını bile etkileyen siyasi gerilimler Türkiye'ye zarar vermemelidir. Çünkü Türkiye'nin böylesi kritik bir süreçte yeni bir yara alma lüksü yoktur. Seçim sürecinin demokratik ve seviyeli bir ortamda gerçekleşmesi en büyük temennimizdir.
Makro ve Mikro Reformlar Hızlandırılmalıdır
2011 yılında dünya ekonomilerinin bu yılki kadar büyümeleri bekleniyor. AB Ülkelerinin bütçe kısıntıları ve kredibilitelerinin düşmesi ile harcamalarının gerilediği bir dönemde mali istikrardan ödün vermeden makro ve mikro reformların hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Anayasa Değişikliği – Yargı Reformu
Türkiye, 2011 yılında mutlaka kapsamlı bir Anayasa değişikliği ve Yargı reformunu toplumun her kesiminin fikrini alarak, ortak paydalarda buluşarak ve zaman kaybetmeden gerçekleştirmelidir.
Komşularla İlişkiler
Komşularımızla iyi geçinmek, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” politikasını devam ettirmek önemlidir. Bazı ülkelerle vizelerin karşılıklı kaldırılması gibi önemli girişiminin Türkiye'nin ticaret hacminde pozitif yönde yansımalarının görülmeye başladığını, bunun da en önemli göstergelerinin ticaret hacimlerindeki artış olduğunu düşünüyoruz. Bu çalışmanın kapsamının genişletilmesi gerekmektedir. Türkiye'nin artık bölgesinde düşman olarak değil bir istikrar adası olma yolunda ilerlemesi önemlidir.
Kur Savaşlarına Karşı Önlem Alınmalıdır
Kur savaşlarının 2011 yılında da dünya ticaretini şekillendireceği, kur savaşlarının devam edeceği aşikârdır. Türkiye'ye, özellikle de Merkez Bankası’na bu savaşlarda tedbirleri almak adına önemli görevler düşmektedir. İhracatçının TL'nin zaman zaman aşırı yükseldiği sırada daha aktif bir şekilde dalgalı kur mekanizması içinde müdahaleler yapması ve alım miktarını arttırarak muhtemel kur risklerinde daha rezervli bir yapıya kavuşmasının çok önemli olduğunu düşünüyoruz.
Dünya Ekonomileri ve İkili Dipli Resesyon Endişeleri
2011 yılında da dünya için ikili dipli resesyon endişeleri zaman zaman etkili olacaktır. 2011’de dünya finans sistemi, içe dönük ve korumacı olacaktır. ABD, tahvil alımlarını sürdürürken bir yandan ekonominin yeterli ivmeye kavuştuğunu görmesi durumunda ikinci yarıdan itibaren faiz artışlarına başlamasıyla finans piyasalarında oluşacak kaygıların derinleşmesini önleyecek mekanizmaların henüz kurulamamış olması finans piyasalarını tehdit edebilir.
Tersi durumda yani istihdam ve büyüme trendi istikrarsız bir görünüm arz ederse parasal genişlemeler yeni sorunlar oluştursa da emtia piyasalarındaki anormal yükselişler farklı bir tehlike habercisi olabilir.
Petrol Fiyatları Risk Teşkil Ediyor
Petrol fiyatlarındaki olası yükseliş, ekonomiler için önemli bir risk olmaya devam edecektir. Türkiye'nin önümüzdeki dönemde yenilenebilir enerji için daha fazla mesai harcaması gerekmektedir. Petrol fiyatındaki yükselişlerin cari açık üzerideki etkisi kadar ekonomide maliyet faktörlerini doğrudan etkilemesi ile büyümeye negatif etki yapacağı gayet açıktır. Türkiye'nin başta Türk Petrolleri Anonim Şirketi dâhil özel sektörün petrol çıkarma ve bulması konusunda daha cesur adımlar atması gerekmektedir.
Otomotiv Sektörü Gereken Konumda Değil
Türkiye otomotivde Avrupa ve bölgenin üssü konumundadır ancak doğrudan yatırımlarda 2010 karnesi maalesef zayıftır. Otomotiv ile ilgili olarak; ticaret çeşitlendirilmeli, düşük reel faiz oranları sürdürülmeli, daha güçlü bir finans sistemi oluşturulmalı ve gelirlerin hızla yükseltilmesi için proaktif çabalar devam ettirilmelidir.
İstanbul’un Finans Merkezi Olmasını Destekliyoruz
İstanbul'un finans merkezi olması yönündeki adımları doğru bulmakla birlikte, bir KOBİ Borsası’nın kurulması başta olmak üzere, sermaye piyasalarını daha güçlendirecek adımların hızlı atılmasını teşvik etmeliyiz.
Altyapı ve Eğitim Şart
Hedefimiz gayrisafi yurt içi hâsılamızı arttırırken rekabet şartlarını da iyileştirmek olmalıdır. Bunun için altyapı çalışmaları ve eğitim reformu gerekmektedir.
Bunların yanı sıra;
- Mali kurallar uygulanmalı ve muhtemel krizlere yeni mali tamponlar erken safhada oluşturulmalıdır.
- Türkiye’nin AB’ye tam üyelik müzakerelerinde daha ciddi bir ivme yakalanmalıdır.
- Sosyal güvenlik açıkları önümüzdeki on yılın büyük bir sorunudur ve krizlerin yeni kaynağı olacak istihdam piyasası işsizliğin azaltılması için teşvik edilmelidir.
- Türkiye, Ortadoğu ve Avrasya’nın yükselen yıldızı olma yolunda ciddi adımlar atmalıdır.
- İş verenler olarak, SSK primlerinin düşürülmesi ve kayıt dışı ile mücadeleye büyük bir önem verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
- Af kapsamında vergilerini ve ödemelerini zamanında yapan kurum ve kuruluşlara da indirim yapılmalıdır.
S. Arif AKİFOĞLU
ASİAD Kocaeli Şube Başkanı





