ASİAD Genel Merkezi

T. +90 216 469 11 48

F. +90 216 469 90 52

info@asiad.org.tr

 

TÜRKÇE  ENGLISH

 

NEREDEN NEREYE ?

Ömer Faruk BAŞARAN - ASİAD Genel Başkanı

30.11.2011, ASİAD 3. Olağan Genel Kurulu, İstanbul

Basın Mensupları; Konuşma Metni, ASİAD 3. Olağan Genel Kurul Haberi, Fotoğraflar ve Logodan oluşan Basın Bülteni dosyasını buraya tıklayarak indirebilirler.

Nereden Nereye?

Yüzyılın başında “hasta adam” olan Osmanlı Devleti’nin enkazından çıkan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 30’un üzerindeki ülkenin en güçlüsü ve en kudretlisidir.

Yüzde 90’ı tarımla iştigal eden sermayenin, planın, projenin, teşebbüsün ve hatta pazarın olmadığı bir yoklar zincirinden, bugün bir “sanayi toplumu” olmuştur Türkiye artık. Yine “hasta adam”dan G-20’ye dâhil olmuştur Türkiye.

Türkiye’nin bugün gelmiş olduğu nokta hakkında, Tanzimat’tan bugüne sürdürülen mücadelenin başarıya ulaştığını söylemek mümkündür. Bu da, “birileri yapsın da biz kenardan seyredelim” diyen değil, “biz bunun ucundan tutalım” diyen insanların sayesinde olmuştur.

Ülkemiz; Avrupa Birliği şartlarına kendisini uydurmayı, 2000’li yılların başında kendisine en önemli hedef olarak koymuştur. Tanzimat’tan günümüze geçen süreçte, Avrupa’ya yakınlaşmamızda Cumhuriyet, en önemli kilometre taşı olmuştur ve Türkiye çağdaş, laik, demokratik bir devlet olma yolunda çok önemli adımlar atarak, devletin kuramlarını kurmuş ve birçok kavramı da yerleştirmiştir.

Bugün Avrupa’nın beynelmilel kurumlarına kendimizi uydurmak sureti ile halkımızı yüceltmek, yoksulluktan kurtarmak, zenginleştirmek ve ülkemizi kudretli bir ülke yapmak istiyoruz.

Bunun için de Büyük Türkiye Projesi’ni iki ayak üzerine oturtabiliriz. Bunlar, Avrupa Projesi ve Avrasya Projesi’dir.

 

Sovyetlerin Dağılması 21. Yüzyılın En Önemli Olayıdır

Sovyet İmparatorluğu’nun 1990’lı yılların başında kendiliğinden dağılması, yeni bir siyasi coğrafya ortaya çıkarmıştır ve bu siyasi dağılma, hiç kimsenin aklında olmayan bir “Avrasya Kıtası”nı da beraberinde getirmiştir.

Ve Avrasya kıtasında böylece bağımsız devletler ortaya çıkmış, Sovyetler bütün siyasi felsefe ve iddialarını bir kenara koymuş, demokratik dünyanın ideolojilerine, felsefelerine, idari tarzına uymaya çalışmıştır. Bu da asrın en önemli hadisesi olmuştur. Bu hadise elbette dünyanın birçok ülkesini ilgilendirir ama bizi çok daha yakından ilgilendirmektedir.

Son imparatorluk diyebileceğimiz Sovyetler Birliği İmparatorluğu, bir ideoloji üzerine kurulmuş, 104 milletin, 104 halkın bir araya geldiği, muhteşem bir imparatorluk olmuştur. 22,5 milyon m2 arazi üzerinde yayılan, bir ucuyla diğer ucu arasında 11 saat farkı bulunan bir imparatorluk…

Hasta Adam Türkiye’den Dünya Devleti Türkiye’ye

20. yüzyılın başında “hasta adam” olan Türkiye, bugün “dünya devleti” olmuştur. Çağı yakalamıştır. Bugün artık dünya neyi tartışıyorsa, Türkiye de onun içerisindedir. Türkiye için 21. Yüzyıl, iyi bir başlangıç yaptığımız için “Altın Çağ” olmaya namzettir.

Küreselleşme ve Avrupa’nın bütünleşmesiyle birlikte, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, bizim derneğimizin de ismini aldığı, Avrasya, dünyanın en önemli coğrafyası olmuştur. Bugün Dünya Devleti Türkiye, Avrasya Coğrafyasını şekillendirmek, daha güçlü kılabilmek adına, Rusya ile ortak adımlar atarak, Balkanlardan Kafkaslara demokrasinin, insan haklarının, pazar ekonomisinin, ulusal ve evrensel hukukun üstünlüğünün, iç barışın, bölgesel barışın korunması gibi konuların artık “sorun olmaktan” çıktığı bir Avrasya Coğrafyası için el ele vererek, Avrasya Coğrafyasını bir huzur kıtası haline getirmelidir. (Tabi ki bilgi çağının getirdiği büyük kolaylıklardan da faydalanarak.)

 

İş Dünyası Olarak Neler Bekliyoruz?

1.      Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarındaki eksikliklerimizi tamamlamalıyız.

2.      Ülkemizin idari yapısı yeniden gözden geçirilmeli, demokrasi kurumlarının istikrarlı işleyişi sağlanmalıdır.

3.      Ekonomik reform çabaları ile birlikte, yolsuzlukla mücadeleye ve özelleştirmeye hız verilmelidir.

4.      Kapsamlı bir yargı reformuna gidilmelidir.

5.      Türkiye, bölgemizde aktif politikalarını hattı zatında “proaktif” politikalara çevirerek, önder rolünü devam ettirmelidir.

6.      Ortadoğu’da barışı gerçekleştirecek olan tarafları teşvik etmek için daha çok çalışmamız gerekmektedir. Ortadoğu’da barış, kalıcı bir gerçeklik haline geldiği vakit, tüm bölge halkları için daha fazla refah ve güvenlik yönünde yeni şartlar ortaya çıkacaktır. Bölgede meydana gelecek istikrarın Türkiye adına daha büyük bir pazar oluşumu anlamına geldiğini hiçbir zaman unutmamalıyız! Umuyoruz ki, Ortadoğu’da barış süreci başarıyla sonuçlandırılacaktır.

7.      Devletin bütün işlerinin Ankara’da görüldüğü bir Türkiye istemiyoruz. Yani, merkeziliyetçilik istemiyoruz. İkincisi devletçilik. Türkiye hâlâ gerek bürokraside, gerek siyasette, gerekse medyanın çeşitli çevrelerinde hür teşebbüsü tam anlamı ile sindirebilmiş gözükmüyor.

8.      Aradığımız şey aslında, demokrasidir. Yani yumruk idaresi değil, kanun idaresi arıyoruz.

9.      Ülkede huzurun ve sükûnun eksiksiz sağlanmasını istiyoruz. Çünkü bugün terör, ülkemizin önündeki en büyük engellerin başında gelmektedir. Bir de adaletin dağıtımını çok önemli görüyoruz. Çünkü adaleti devletten başkası dağıtamaz. Aynı zamanda caydırıcılık savunmamızın da daha modern ve etkili hale getirilmesini istiyoruz.

10.  İnsanımızın, bu ülkenin en büyük zenginliği olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Bunun için de eğitim ve sağlığa daha fazla kaynak ayırmaktan korkmamalıyız.

11.  Zenginlik ve ülkemizin kalkınabilmesi için iletişim alanındaki atılımların, 21. Yüzyıl dünyasını şekillendiren gelişmelerin merkezinde yer aldığını unutmamalıyız. Şimdi bilgi çağının imkanlarından daha çok yararlanmalı ve iletişim devriminin icaplarına daha çok uymalıyız. İletişim devrimi sayesinde dünyada ticaretin kolaylaştığını ve geliştiğini de asla unutmamalıyız.

12.  Dünyada halkının çoğunluğu Müslüman olan 55 ülke mevcuttur. Türkiye demokrasi, laiklik ve piyasa ekonomisinin, İslâm dini ile büyüdüğü tek ülkedir. Ülkemizin kıymetini bilelim ve kısır çekişmelere hiçbir zaman girmeyelim.

13.  1876’dan beri Anayasa yapan ülkemiz, siyasi sistemin bel kemiği olan sivil anayasasını da bir an önce en mükemmel şekilde yapmalıdır.

14.  Lozan’ın tanıdığı uniter devlet yapımız, olmazsa olmazımızdır. Her ülkenin kendine mahsus şartları vardır ve her ülkenin kendi iç şartlarını dikkate almak durumundasınız.

15.  Dünya bizi bir uniter devlet olarak yanımıştır. Çünkü Lozan Antlaşmasına göre Türkiye’nin bütün halkı, sadece Müslüman olmayanlar azınlıktır, diğerleri tümüyle Türk Milleti’ni teşkil eder.

16.  Yetiştirdiğimiz ve medet umduğumuz kişilere cesaret vermek ve teşvik etmek durumundayız. Maddi destek veremiyorsak, moral vermeliyiz. “Haydi yap” diyebilmeli ve yaptıkça daha çok yapmasını sağlamalıyız.

17.  Nerede ve ne zaman olursa olsun, hiç kimse başarısızlığın peşinde değildir. Değişmeyen kural budur. Meşru mücadeleler de meşru yol ile başarıya ulaşır. Hayat haklarımızın mücadele gücümüz kadar olduğunu asla unutmamalıyız.

18.  Churchill, “Alacakaranlıkta kapınız çalındığında, bunun sütçüden başka kimse olmadığı aklınıza geliyorsa, işte o ülke demokratik ülkedir” diyor. Ülkemizde de demokrasinin bu standarda ulaşması, en büyük arzumuz ve temennimizdir.

 

Ömer Faruk BAŞARAN

ASİAD Genel Başkanı

30.11.2011, The Green Park Pendik Otel, İstanbul

 

Her Hakkı Saklıdır © 2010 ASİAD. En iyi performans için web tarayıcısı Internet Explorer, çözünürlük olarak 1280 x 800 önerilir.

[ Sayfa Başı ]  [ Ana Sayfa ]