|
12 Eylül Referandumu
Sonuçları Demokrasi
Açıklarının Kapanma Sürecini
Hızlandıracak.
1) Türkiye halkı reformlara
devam edilmesi gerektiğinin
ve istikrarı sürdürme kararı
verdi. Türkiye arkasına
aldığı bu rüzgârla mali
disiplinden ödün vermeden
kaynaklarını etkin bir
şekilde kullanarak yeni bir
ekonomik program ve
anlayışla 2023 yılına kadar
Dünya’nın ilk 10 ülkesi
arasına girmeyi
başarmalıdır.
2) 2002 - 2007 yılları
içinde ortalama yüzde 6,8
oranında düzenli bir şekilde
büyürken küresel kredi ve
likidite krizinin çıktığı
2008 yılının son
çeyreğindeki gelişmeler
sonrası 2008 sonunda 0,7
büyüyebilmiş, 2009 yılında
ise yüzde 4,7 küçülmek
zorunda kalmıştır.
2010 yılının ilk çeyreğinde
yüzde 11,7 büyüyen
ekonomimiz ikinci çeyrekte
de tahminlerin üzerinde
büyüyerek yılın ilk yarısını
10,3 ‘lük büyüme ile
tamamlamıştır.
Beklentimiz ABD ve Avrupa
Birliği Merkez Bankalarının
büyümeyi teşvik edici
politikalarının devamı ve
referandumdan çıkan
istikrarın ve reformların
devamından yana olan sonuç,
sıcak para girişinin devam
etmesini sağlayacaktır.
Büyüme tahminimiz yüzde
7’dir.
Cari Açık Tehlike Sinyali
Türkiye krizin etkisinden
kurtulurken bütçe
performansıyla olumlu cari
açığın hızla artmasıyla
tehlikeli bir döneme girdi.
Türkiye ekonomisinin 2010
yılı ilk yarısındaki hızlı
büyümesi ve dünyada yüksek
seyreden petrol fiyatları ve
değerli TL cari açığı ilk 7
ayda 24,3 milyar dolara
çıkardı. Yılsonuna kadar 35
- 40 milyar dolarlık bir
açık gayri safi milli gelir
oranı dikkate alındığında
ürkütücü değilse de bir
uyarıdır.
Türkiye’nin hızlı büyümesi
nedeniyle artan enerji
faturasının bir sonucu olan
cari açığın önüne geçmek
için enerji tüketen bir
ülkeden enerjisini üreten
bir ülkeye doğru hızla
ilerlemelidir. Yenilenebilir
enerji teşvik yatırımları
teşvik edilmelidir.
Hükümetimizin komşularla
sıfır problem politikası son
derece olumludur. Dış
ticaretimizin lehimize
gelişmesinde çok önemli
gelecekte çok önemli
katkılar yapacaktır. Buna
inancımız tamdır.
Ancak bölgemiz ve
ülkemizdeki doğal
kaynaklardan daha fazla
yararlanarak üretici
pozisyonuna bir an önce
geçmek, Dünya ticaret
merkezinin hızla doğuya
kayması neticesinde Çin,
Hindistan, Güney Kore ve
körfez ülkeleriyle teması
sürekli sıcak tutarak dış
ticaretimizi dengelemeliyiz.
Türkiye’nin jeopolitik
yapısı Asya ile Avrupa
arasında bir köprü vazifesi
görmesine neden oluyor.
Politik risklerin sona
ermesiyle en önemli sorun
olan dış açıkların sıcak
paranın yanı sıra yüksek
kalitedeki üretim
kapasitemiz ile
karşılanmasını temin edecek
politikalar üretmeliyiz.
Kredi Notunun Artmamasında
Cari Açıklar Etkili Oluyor.
2001 yılındaki likidite
krizi sonrası GSMH ‘nın
yüzde 80 ‘ini aşan dış borcu
nedeniyle IMF ‘ye sarılan
Türkiye 2010 yılında IMF ile
anlaşmamasına rağmen yoluna
devam ediyor. Borçlu ülkeler
arasında borç yükü açısından
hafif ülkeler arasında yer
alması bizleri memnun
ediyor.
Dünyadaki Gelişmeler
Çin hızla büyürken ABD, AB
ve Japonya büyümeyi teşvik
için daha fazla çaba
harcayacak.2008 yılında ABD
‘de konut sektöründe
başlayan kriz halen azalarak
da olsa sürüyor. ABD
enflasyon ve büyümede
beklentilerin altında bir
gelişme sergilerken, AB
bütçe açıkları nedeniyle
dizginleri sıkı tutuyor.
Japonya’da ise 50 yıllık
liberal partinin yenilgisi
YEN ‘in hızla değer
kazanmasına yol açınca işler
biraz karışmış görünüyor.
Çin ise hem ABD‘yi hem de
tüm dünyayı sırtlamak
zorunda.
Eksen Kayması
Ortalama her yıl yüzde 10
büyüyen bir devle karşı
karşıya dünya. Dünyanın yeni
lideri Çin olmak üzeredir.
Türkiye’nin stratejik
ortaklık yapması gereken bu
Dev 2050 yılında ABD‘nin iki
katı büyüklükte bir
ekonomiye sahip olacak. Bu
büyük ülkeyle daha yakın
ilişkiler kurarak geçmişten
kaynaklanan sorunları makul
bir yolla çözerek dost ve
ortak bir gelecek dizayn
etmeliyiz.
Turizm, enerji ve inşaat
sektörlerinde sıkı ilişkiler
kurarak sadece iş dünyamızın
Çin’i değil, Çin’in de bizi
keşfetmesine yardımcı
olmalıyız.
Avrupa’nın artan sorunları
ve yakın bir gelecekte baş
etmesi çok zor olan
sorunları gelecekte
ticaretimizin doğuya
kaymasını gerektirebilir.
Yeni ihracat pazarları
arayan sanayici ve
işadamlarımıza daha fazla
destek ve yardım
edilmelidir.
İşsizlik ve İstihdam Sorunu
2010 yılının işsizlik
oranlarının yüzde 14-15
‘lerden yüzde 10,5 ‘e doğru
çekilmesi son derece memnun
edici bir gelişme. ABD ‘de
yüzde 9,6 ya yükselirken
yakın komşumuz Yunanistan’da
yüzde 11,9 a çıkması Avrupa
genelinde yüzde 10,3 e
ulaşmasına rağmen Türkiye’de
azalması olumlu ancak
önümüzdeki yıl bu oranın az
da olsa artma olasılığı
yüksek gözüküyor.
Düşük faiz ve enflasyona
karşılık yüksek büyüme
dönemlerinde istihdamın
artması son derece olumlu
ancak yapısal sorunlar
nedeniyle kayıt dışına kayan
istihdamın yükseltilmesinde
çalışanların işyerlerine
olan vergi yükünün
azaltılması ve teşvik
edilmesi son derece önemli.
Bu konuda hükümetimizin daha
fazla çaba sarf ederken özel
sektörün de krizleri bahane
eden yaklaşımlardan elbette
kaçınması gerekir. 2008 -
2009 yılları arasında
yaşanan kriz nedeniyle
uygulamaya sokulan teşvikler
ve vergi indirimleri
ekonominin soğumaya
başlaması beklenmeden
uygulamaya sokulmalıdır.
2010 yılı için şu an bir
sorun gözükmüyor. Ancak 2011
yılında muhtemel aşağı yönlü
hareketlerin para ve sermaye
piyasalarından başlayarak
sanayi sektöründe yeni bir
resesyon oluşturma riskini
hükümet göz ardı
etmemelidir.
Limanlar Hızla
Özelleştirilmeli ve Yeni
Limanlar Tahsis Edilmelidir
Dünya deniz taşımacılığının
bugün için 500 milyar
dolarlık pastasından Türkiye
yalnızca 500 milyon dolarlık
bir paya sahip olması
düşündürücüdür. Türkiye’de
Denizcilik sektörüne daha
özel bir önem verilmelidir.
Gemi inşası ve gemi ihracatı
teşvik yasasında yeniden
düzenlenmelidir.
Uzun Vadeli Uygun Faizli
Teminatlı Finansman
Modelleri Geliştirmelidir.
İstanbul, İzmir, Antalya
gibi Turizm merkezlerine
Kurvaziyer gemilere ana
limanlar hizmete
sokulmalıdır. Dünya ekonomik
forumu (WEF)’in hazırladığı
dünya rekabet raporunda
Türkiye’nin hala 72. Sırada
olması üzücüdür.
İhracatçıların Sorunları,
Merkez Bankası ve Kur Rejimi
Tartışmaları ve Öneriler.
Dünyada ticaret hacmindeki
gelişmelere paralel ihracat
ve ithalatta 2002 - 2007
yıllarında ciddi ivmeler
yakalanmıştır.
Gelişmiş ülkelerin para
birimleri değer yitirirken
emtia fiyatları bu para
birimleri karşısında sürekli
değer kazanmış gelişmekte
olan ülke para birimleri de
ABD doları ve Euro
karşısında
değerlenmişlerdir.
Son günlerde politik arenada
yaşanan pozitif gelişmeler
ve yabancı sermaye girişinin
hızlanmasıyla kurlarda bir
gevşeme söz konusudur. Buna
karşılık Merkez Bankası
günlük döviz alım ihalesinde
aldığı miktarı günlük 30
milyon dolardan 40 milyon
dolara çıkarmıştır. Ancak
kurlar buna rağmen baskıda
kalmıştır.
Dalgalı kur rejiminde Merkez
bankası kura müdahale edemez
piyasa kurları belirler. Bu
nedenle Merkez Bankasının
kura yapacağı müdahaleler
etkili olmayabilir. Buna
karşılık alı miktarını
günlük 40 milyon dolardan
100 milyon dolara çıkarması
durumunda rezervlerin
istenilen seviyeye çekilmesi
mümkün olabilir. Ancak
kurlara doğrudan müdahale
sıkıntı yaratır.
Ayrıca bu günkü kur rejimi
terk edildiğinde risk
devlette olacağı için
sonuçta sorun dönüp dolaşıp
vatandaşı cebine
yansıyacaktır. Türkiye’nin
artan cazibe merkezi olması
nedeniyle kurun bu
seviyesinden giriş yapan
sermayeyi de ürkütmeden
kurun daha fazla
gerilemesini etkiyen yeni
bir model araştırılmalıdır. |